2. Hafta: Hak Bir Gönül Verdi Bana (1. Aşkın Yolculuğu)

Sharing is caring!

Ailem için hiç bir şey yapmama gerek yokmuşOlmam yetermişOlmayı nasip eyleAŞK ileBu satırlarla başladım çünkü, aşağıda paylaşacağım hikaye beni zamanın birinde yazdığım, sonra tekrar unutup, tekrar hatırladığım bu satırlara götürüyor.

Contents

Bu öfkemin hikayesi

Uzun bir hikaye. Görebildiklerim ve göremediklerimle dolu olan bir hikaye. Bu ilahiye bu kadar bağlanmamın sebebi de bana öfkemin hikayesini hatırlatmasındandır.blog post hak bir gönül verdi bana Yıllar önce niyet ettim ben öfkem ile uğraşmaya. Öfkemi yeneceğimi sandım önce. Öfkemin yenilmesi gereken, uğraşılacak bir şey olduğunu düşünüyordum o zamanlar. Niyeti uçurdum ama neresinden tutulur, neresinden başlanır pek iyi bildiğim söylenemezdi.  Herkese soruyordum, siz öfkenizle ne yapıyorsunuz. Öfkelendiğiniz zaman ne oluyor. Nasıl hissediyorsunuz. Öfkelenmemek için neler yapıyorsunuz. İnsanlara sorduğumda şaşırıyorlardı. Allah allah seni hiç öfkeli görmedik biz. Zaten benim öfkem çok çok yakınlarıma, kendimi tüm çıplaklığımla gösterebildiğim insanlara çıkıyordu. Anneme ve eşime. Çocuklarım doğunca onlara karşı da çıkmaya başlayınca ne yalan söyliyim çok korktum. Hemen çözmem lazımdı bu işi, öfkelenmemeliydim.  2016 yılının yaz mevsiminde Anadolu Jam etkinliğindeydim. Kolaylaştırıcı olarak katıldığım etkinlikte 1,5 yaşındaki oğlum ve annem de benimleydi. Aynı zamanda 2. bebeğime hamileyim. Onlar etkinliğe katılmıyorlardı ama böyle bir ortam. Bilmeyenler için Jam buluşmaları bir nevi topluluk olma deneyimi diyelim. Hem kişisel hem ilişkisel hem de sistemik değişime dokunabildiğim, kendime dair şahitliklerle öğrenebildiğim, an’da kalabildiğim, kendimi olduğum halimle sevebildiğim, toplululuğum için bir şey yapmama gerek olmadığını sadece ol’mamın yeterli olduğunu tekrar ve tekrar öğrenebildiğim bir alan benim için.  O buluşma öfke ile maceramda çok önemliydi. Açılış çemberini hiç unutmam. Daha ilk çember, çembere konuşan ilk kişi ‘bu kadar şiddetsiz olmaya çalışırken insanların kalbini kırdığımı görüyorum ve tüm çabalarımın boşuna olduğunu hissediyorum’ dedi. Benim kalbim inanılmaz çarpmaya başladı. Yanındaki kişi o an konuşmak istemeyerek pas geçti ve sıra bana geldi. Sadece 3 dakikada içimde olanı nasıl anlatayım be dostum. Saklanan öfkem kalbime gelmiş, utanç-korku-değersizlik ne ararsan var içeride. Anladım ki o an, o 7 günlük buluşma benim niyetime şifa olacak. Ne söylediğimi hatırlamıyorum ama jam benim için gümbür gümbür başlamıştı o an.  blog post hak bir gönül verdi bana güneş doğuyorO gece uyuyamadım. Anneme karşı öfke çıkıyor, sonra utanç, sonra kendimi suçlama. Bu tipik patern oladursun, jam’deyim, kolaylaştırıcıyım ve tüm bunların yanında ilgilenmem gereken bir bebeğim var. İçimde bunlar olurken sabahın 5’inde uyandım. Kaz dağlarındaydık. Ormana gittim. Hep gittiğim tepenin üzerine oturdum. Ağladım türkü söyledim. Ağladım türkü söyledim. Ağladım türkü söyledim. Sonra doğa anayla konuştum. Dedim ki doğa ana nolur yol göster, gözünü seveyim, tut elimden, biliyorsun öfkeme dair bir niyetim var, en sevdiklerimin kalbini kırmak istemiyorum, öfke-utanç-suçluluk döngüsünden çıkmak istiyorum, tut elimden.  Rahatlamış bir şekilde 2 saat sonra etkinliğin olduğu avluya geldim. Etkiliğe girdik, gizli melek sunumunda (birbirimiz için yaptığımız kimden geldiği bilinmeyen armağanlar) bana bir hediye sunuldu. Bir tohum topu (dilek topu) ve mektup. Mektupta da doğa ananın beni dinlediği yazılı. Yani demem o ki Jam gerçekten gümbür gümbür devam ediyordu.

İnsan bir parçasına nasıl evlatlık muamelesi yaparmış

Sonra süper ego çalışması yaptık. Birisi içimdeki süper egom olup bana ‘annene ve eşine haksızlık ediyorsun’ diyor. ‘Sen kötüsün, insanların değerini bilmiyorsun’ diyor, ben de aslında içimde sürekli sessizce konuşan ve o an başkası aracılığıyla sesli bir şekilde konuşmaya başlamış olan super egoma cevap veriyorum. Vay canına yaptığım en inanılmaz çalışmalardan biriydi. Bir çığlık attım, içimde konuşan o sesi, öyle bir gönderdim ki öteye. Hamile olmasam, önümde duran 6 kişilik masayı alıp fırlatabilirdim, öyle bir enerji. Defol git dedim o içimdeki sese. Galiba hayatımda ilk defa içimden çıkan öfkeli halim acayip hoşuma gitti, kendimi beğendim, öfkemi beğendim, sinirli halimi beğendim. Birinden hoşlanır gibi hoşlandım kendimden. O çalışmanın ardından kuş gibiydim, hafiflemiştim. Sonra anladım ki ben içimdeki öfkeme evlatlık muamelesi yapmışım, o benim parçam değilmiş gibi davranmışım, ben ona öyle davrandıkça, o daha da büyümüş, daha da hırçınlaşmış. O gün gördüm insan bir parçasına nasıl evlatlık muamelesi yaparmış.  2 yıl sonra Debbie Ford’un Işığı Arayanların Karanlık Yanı kitabını okuduğumda daha da iyi anladım. Debbi Ford Jung’un gölgeler kavramını çok güzel anlatıyor kitabında. Her birimizin içinde bulunan gölgelerden ve ışıklardan bahsediyor ve her birimizin o gölgelerin ve ışıkların toplamından oluştuğumuzu yavaş yavaş örüyor. Sadece ışık olmak diye bir şey yok. O da bir radikal uç ve insan olmak hep bir denge içinde seyr ediyor. O zaman yandı içimde bir ışık, ben bunu neden daha önce düşünemedim dedim. Aslında biliyordum her şey doğmak için zamanını bekler. Zamanı gelmiş.  

Sonra neler yapmadım, öfke yolculuğumda

Öfke maskesi yaptım kendime, sinirlendiğimde o öfke maskesini giydim evde öyle dolaştım, dağlardan bulduğum bir sopayı öfke sopasına dönüştürdüm çok sinirlendiğimde en sevdiklerime bağırmak yerine o sopayla koltuklara vurdum. Çocuklara dayanamaz duruma geldiğimde odadan kaçıp tuvalete saklandım ve orada çığlık attım. Kil ile bol bol öfkemle konuştum.  Zeynep abladan (kendisi psikologum) çok şey öğrendim. Öfkem geldiğinde kendisini buyur etmeyi, hoş geldin demeyi, hayırdır nedir ihtiyacın diye sormayı, ihtiyacını karşılamak için elimden geleni yapacağıma söz vermeyi ve bunu yapmayı. Kendimi önceliklendirmeyi. Kendi sorumluluğumu almayı. Büyümeyi. Ben öfkeme buyur gel dedikçe o geldi, ben onu bir parçam olarak kabul ettikçe onun hırçınlıkları azaldı.  

Çocuklarımın öfke kirizlerinden de çok şey öğrendim

Hep benim yanımda hırçınlaşmalarının bir sebebi vardı. Çünkü hayatta en çok güvendikleri, kendilerini en oldukları haliyle bırakabildikleri kişiydim ben. Bu anlarda onları kucağıma alıp sadece dinleyebildim, şefkat denizinin içinde birlikte yüzdük. Onlar şifalandıkça ben de şifalandım. Neden anneme hırçınlık yaptığımı anladım. Ben hala onun kızıyım ve hep de öyle olucam. Şu dünya yaşamında içimde biriken onca hayal kırıklığı annemin yanı başına gittiğimde dışarı çıkmak isteyecek. Dışarı çıksın ki içeri güneş gelsin. Dışarı çıksın ki içeri temiz hava dolsun. Bir bahar temizliği. Kendimi suçlamak yerine, içimden akan şefkat denizinden kendime de sundum.blog post ınner chıld içindeki çocuk 

Ses çalışması nasıl bir ilaçtır

Ve sonra bir gün canım Şadan ablam ile ses çalışması sırasında, anda içimde olanlara şahitlik ile birlikte ses çıkarmakta iken, tam da gök kubbeden (damaktan) ses çıkarırken içimden ışık hızıyla bir düşünce geçti. ‘Ben Tanrı’yım’. Ardından gelen duygu duşu. Önce şunu söyleyeyim. Damak yani Şadan ablamın deyişiyle gök kubbe an ile gelecek vizyonunun buluştuğu yerdir. An ile gelecek vizyonunun buluştuğu yerde içimde bir şeyler oluyordu. Bir ben var benden içeride bir film oynanıyordu, ben pür dikkat. Endişe, kaçacak yer arama. Sanki beni bir duyan var içeride, o derece saklanma isteği.  ‘Nasıl Allah’ın 99 Esmasını kabul etmezken Tanrı olabileceğini söylersin’ dedi içimden bir ses. ‘Nasıl Allah’ın öfkesi ve hiddeti ile barış halinde değilken Tanrı olabileceğini söylersin’. Keşke bir kağıt kalem olsa da yazsam diye geçirdim içimden ve Şadan ablacım piyanonun başından kalkıp usulca önüme bir kağıt ve kalem koydu. Gözlerimi açtım, konuşmadan anlaşılmaya şükran duyarak yazmaya başladım. Can kız, bu Tanrının bile taşıyamayacağı bir yük yazdı elim. Öfkeyi kabul etmemek, bu beklenti, bir yük. Sonra konuşmaya başladım. Dedim ki ‘ben hiç anlamlandıramadım, bir yerim hiç kabul etmedi Allah’ın hiddetini. O yüzdendir ki bazı kutsal metinleri okuyamıyorum ama benden ümidini kesmemiştir’ dedim. ‘Ardından babam da beni seviyordur aslında’ dedi içimden bir ses ve kulağım duydu o sesi.  Aman allahım, bir ağıt. Ben ağladım, içimdeki ses ağladı. O ağladı ben ağladım. Rahmetli babam ağladı, kuşlar ağladı. Ağaçlar ağladı. Ondan sonraki bir hafta boyunca durduk yere ağladım ben. Yemek yerken ağladım, çalışırken ağladım, çocuklarla oyun oynarken ağladım. Hep babam aklımda. Annemi aradım, anne dedim, babam beni nasıl severdi. Baban seni çok severdi kızım dedi. Ki bu bilgiyi çok iyi biliyorum. Babamın beni çok sevdiğini çok iyi bilmeme rağmen içimdeki çocuk bilmez herhalde o soruyor soruları. Tasvir et biraz dedim, babam beni nasıl severdi.  Sonra büyülü bir şey oldu. Yıllar önce, babamın vefatından sonra, kanal olan yabancı bir kadınla babama dair konuşmuştuk. Onun ses kaydı vardı bende. Elim gitmezdi dinleyemezdim. Onu koydum, onu dinlemeye başladım ve büyülü şey işte o zaman oldu. İçimden onu dinlemek gelmedi, kapattım, neyse ne dedim. Ne oldu tam anlatamam, bildiğim şey şu ki ben babamı özgür bıraktım. Ben babama hakkımı helal ettim. Ben kendimi özgür bıraktım. Arkada bir tek sevgi kaldı.  

Eeee şimdi nasıl öfkemle ilişkim diye sorarsanız

İyiyiz. Takılıyoruz kendisi ile. Eğer kendime iyi bakmazsam, olmak yerine yapmaya yönelirsem geliyor sık sık ziyarete. Hoş geldin diyorum, buyur ediyorum. Halini hatrını soruyorum, sonra dertleşiyoruz, bana isteklerini bildiriyor. Çocuklar alıştı, öfkemin ismi canavar. Dikkatli olun içimden canavar çıkacak diye uyarıyorum öncesinde. Tuhaftır ki oynamayı en çok sevdikleri oyun da benim canavar olup onları kovaladığım oyun.  Demem o ki bizim eve gelen tüm duyguların başımızın üstünde yeri var. Hoş geleler. Mevlana’dan öğrendiğimiz gibi. 

Konuk Evi

Bu insanoğlu bir konuk evidir.Her sabah yeni biri gelir.Bir sevinç, bir bunalım, bir rezillik,bazen bir an süren farkındalık bir konuk gibi beklenmedik.Onların hepsini karşılayın ve ağırlayın.Bir kalabalığı olsalar bile kederlerin, evinizi şiddetle süpüren onu boşaltan döşemelerinden,gene de, her konuğa şerefle davranın.O sizi boşaltıyor olabilir bir takım yeni lezzetler için.Karanlık düşünce, utanç, hainlik,kapıda karşılayın onları gülerek,ve içeriye davet edin.Minnet duyun kim gelirse gelsin,çünkü onların herbiri gönderilmiştirbir kılavuz olarak öteden.MevlanaÇeviren : Vehbi Taşar İşte Yunus’un bu ilahisi benim için öfkemin hikayesi. Kendimi olduğum gibi sevmeye bir adım daha yakınlaşmanın hikayesi. Hak’kın bana verdiği gönüle hayran olma hikayesi. Daha ne ilhamlar barındırır içinde kim bilir. Yunus, canım Yunus, can yoldaşım, arkadaşım Yunus, ruhun şad olsun, bilirim bizimlesindir. https://www.youtube.com/watch?v=pU5tDeN9qnIİlahiyi seslendirdiğim kaydı bağlantıdan dinleyebilirsiniz.

Hak Bir Gönül Verdi Bana, Yunus Emre

Hak bir gönül verdi bana Ha demeden hayran olur Bir dem gelir şadan olurBir dem gelir giryan olur Bir dem sanasın kış gibiŞol zemheri olmuş gibiBir dem beşaretten doğar Hoş bağ ile bostan olur Bir dem gelir söyleyemez Bir sözü şerh eyliyemezBir dem dilinden dür döker Dertlilere derman olur Bir dem çıkar arş üzereBir dem iner taht-es seraBir dem sanasın katredirBir dem taşar umman olur  Bir dem cehalette kalırHiç nesneyi bilmez olurBir dem dalar hikmetlere Calinus ve Lokman olur Bir dem dev olur ya peri Viraneler olur yeriBir dem uçar Belkıs ile Sultan-ı ins ü can olur  Bir dem varır mescitlereYüz sürer orda yerlereBir dem varır deyre girer İncil okur ruhban olur Bir dem gelir İsa gibi Ölmüşleri diri kılarBir dem girer kibr evine Fir’avn ile Haman olur Bir dem döner Cebrail’e Rahmet saçar her mahfile Bir dem gelir gümrah olur Miskin Yunus hayran olur Dem: AnŞadan: MutluGiryan: AğlayanŞolZemheri: KarakışBeşaret: MüjdeŞerh: AçıklamakDür:İnciArş: Allah’ın kudret ve saltanatının tecelli yeriTaht-es-sera: Toprak altıKatre: DamlaUmman: OkyanusNadan: Cahil, bilmezCalinus: Tam bir bilgi bulamadım. Kim olduğuna dair bilgisi olan varsa yorumlara yazabilirse çok sevinirim.Belkıs: Süleyman peygamber zamanında, Yemen’de Sebe şehrinde hükümet süren Himyerîlerden bir melikedir. Çok eski mecusi Yemen padişahlarından Şerahil’in kızı, başka kardeşi olmadığından babasının yerine Yemen’e hükümdar olmuş idi. Sonra Süleyman ile evlendi.Sultan-ı ins ü can: Cinlerin ve insanların sultanıDeyre: ManastırRuhban: RahipFiravn: Mısır’da, hususan Musa peygamber zamanında Allah’a isyan edip ilâhlık dâvasında bulunan, Musa’ya inanmayan hükümdarHaman: Musa zamanındaki Mısır Firavunu’nun vezirinin ismiMahfil: Toplantı yeriGümrah: Yolunu şaşırmış Yazının orjinali 24 Kasım 2019 tarihinde yayınlanmıştır.

Leave a comment